00:00Harika, hemen bu incelemeye dalalım.
00:02Hani her gün haberlerde duyduğumuz o şatafatlı, akılda kalıcı siyasi sloganlar var ya,
00:07işte bugün yazar Mehmet Özkendirci'nin tam da bu konuyu,
00:11yani Türkiye'deki büyük siyasi olayların nasıl özenle seçilmiş pazarlama isimleriyle paketlendiğini anlattığı çarpıcı makalesini mercek altına alıyoruz.
00:19Baştan belirteyim, biz burada kesinlikle taraf tutmuyoruz, amacımız sadece yazarın kaynak metnini ve iddialarını tarafsızca aktarmak.
00:27Bakalım yazarımız siyasi dili nasıl yapı bozuma uğratmış.
00:31Sürecimizi güzenli tutmak için yazarın üç ana başlığını izleyeceğiz.
00:35Önce siyasi pazarlama ve isimlendirme kavramlarına bakacağız,
00:39ardından bunu 15 Temmuz'daki soru işaretlerini uygulayacağız ve son olarak da yeni barış sürecindeki çelişkileri inceleyeceğiz.
00:47Peki, ilk bölümle, yani siyasi pazarlama ve isimlendirmeyle başlayalım.
00:52Yazarın temel tezi aslında şu sözünde çok net bir şekilde özetleniyor.
00:56Millet olarak pek bir şey yapmasak bile pazarlama alanında ilginç isimler koyma becerimiz tartışılmaz.
01:03Düşünsenize, yazar siyasi gerçeklerin çoğunlukla bu tarz akılda kalıcı,
01:08ustaca tasarlanmış ambalajların arkasına gizlendiğini savunuyor.
01:12Şimdi ikinci vakamıza geçiyoruz.
01:14Yazar on koca yıl geçmesine rağmen resmi anlatıya neden hala derin bir şüpheyle yaklaşıyor.
01:20Hadi yakından bakalım.
01:21Yazar burada oldukça sarsıcı bir iddiayı gündeme getiriyor.
01:24Eski bir iktidar partisi il başkanının canlı yayında sırf askeri vesayeti kaldırmak için
01:30Amerika ve cemaatle birlikte TSK'ya kumpas kurduklarını itiraf ettiğini söylüyor.
01:35Makaleye göre program sunucusu duyduklarına inanamayıp soruyu defalarca tekrarlıyor ama
01:40aldığı o soğukkanlı cevap hiç değişmiyor.
01:43İnanılmaz bir iddia değil mi?
01:44İşte tam bu noktada yazar o geceki istihbarat zafiyetlerini adeta soru yağmuruna tutuyor.
01:51Koskoca milli istihbarat teşkilatı ve askeri istihbarat oradayken bir ülkenin cumhurbaşkanı
01:56böylesine büyük bir darbe girişimini nasıl olur da kendi eniştesinden öğrenir.
02:00Kurumlar o gece neden tamamen devre dışıydı?
02:03Çelişkiler zindiri yazar için bununla da bitmiyor tabii.
02:07O gece güvenlikten sorumlu olan Hakan Fidan ve Hulusi Akar gibi en tepe isimlerin
02:11bu başarısızlıkla ilgili meclise gidip hesap vermek yerine neden daha sonra
02:15Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarına terfi ettirildiklerini soruyor.
02:19Açıkçası yazar burada doğrudan bir ödüllendirme mekanizmasına dikkat çekiyor.
02:23Şüpheciliğin dozu burada bir tık daha artıyor.
02:26Resmi anlatıda meclisin savaş uçaklarıyla bombalandığı söyleniyor biliyorsunuz.
02:30Ancak makale o devasa patlamaların aslında binanın tam içerisinden
02:35yani içeriden patlatılarak gerçekleştiği yönündeki iddiaları masaya yatırıyor.
02:38Tekrar hatırlatayım biz burada sadece yazarın kaynak metninde ortaya attığı soruları inceliyoruz.
02:43Makaleye göre cevapsız kalan devasa bir soru daha var.
02:47Ülke çapında kıyamet koparken, savaş uçakları uçarken,
02:51Cumhurbaşkanlığı külliyesi nasıl oldu da adeta mucizevi bir şekilde tek bir kurşun bile almadı.
02:57Yazar bunun mantıklı bir açıklamasını arıyor.
03:00Ve işin bir de lojistik boyutu var.
03:02Bu kısım gerçekten ilginç.
03:03Yazar olaylar patlak verir vermez, dakikalar içinde o çöp kamyonu barikatlarının,
03:09devasa pankartların ve eş zamanlı cami selalarının nasıl olup da bu kadar kusursuz organize edilebildiğini sorguluyor.
03:15Hani insan ister istemez soruyor.
03:17Bu müthiş hızı sadece ani bir refleksle açıklayabilir miyiz?
03:21Makale burada çok keskin bir zıtlık kuruyor.
03:23Bir tarafta devletin demokrasi ve milli birlik günü olarak paketlediği resmi bir tatil ismi var.
03:30Diğer yanda ise yazar,
03:31Binali Yıldırım'ın gülerek içimize sinmeyen proje dediği iddia edilen o sözleri hatırlatıyor.
03:37Yazar tam da bu ifadeye dayanarak tüm süreci aslında siyasi bir proje olarak okumayı tercih ediyor.
03:43Yazar bu noktada son derece çarpıcı bir kıyaslama yapıyor.
03:46Bu sözde projenin siyasi kaymağını yiyip devletin en üst makamlarına kurulanlar ile ödenen o korkunç insani bedel.
03:55Özellikle köprüde linç edilen alt rütbeli erleri ve sadece tatbikata çıkarıldığını sanan askeri öğrencileri hatırlatarak,
04:02kaybedilen 251 cana çok güçlü bir vurgu yapıyor.
04:06Söylem ve eylem arasındaki uçurumu göstermek için yazar çok spesifik bir örnek veriyor.
04:12Bir tarafta televizyonlarda 15 Temmuz ruhu diye esip gürleyen eski vekil Mehmet Metiner var.
04:18Diğer tarafta ise makaleye göre aynı kişinin yabancı vatandaşlık peşinde koşup en sonunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı olduğu gerçeği.
04:26Makale bu tezatlığı açıkça bir ikiyüzlülük olarak değerlendiriyor.
04:30Yazar bu bölümü kişisel ve biraz da ironik bir anekdotla kapatıyor.
04:34O gece Fethiye'de çay içerken ekrandaki olayları gördüğünde istemsizce dudaklarından darbe değil bir inşaat aleti olan darbeli matkap kelimesinin döküldüğünü
04:44söylüyor.
04:45Yani olayların onda yarattığı ilk hissin gerçek bir askeri darbeden çok kurgulanmış bir senaryo olduğunu böyle ufak bir kelime oyunuyla
04:53aktarıyor.
04:54Peki gelelim üçüncü bölümümüze.
04:56Yazar aynı eleştirel merceği bu kez güncel siyasete yani yeni siyasi barış girişimlerine çeviriyor.
05:04İşte siyasi pazarlama konsepti burada tekrar karşımıza çıkıyor.
05:08Yazar terörsüz Türkiye ifadesini iktidarın piyasaya sürdüğü en yeni ve en süslü pazarlama terimi olarak tanımlıyor.
05:16Üstelik aslında iktidar başı ilk geldiğinde PKK terörünün halihazırda bitme noktasına gelmiş olduğunu özellikle not düşüyor.
05:23Siyasi söylemlerdeki o keskin U dönüşlerine inanamayacaksınız.
05:28Yazar bir yanda dağdaki teröristlerin bırakın yerini ayakkabı numaralarını bile biliyoruz diyen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun iddialı sözlerini
05:37hatırlatıyor.
05:38Diğer yanda ise bugün Devlet Bahçeli'nin bir militan liderini bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne konuşma yapmaya davet etmesi
05:46var.
05:46Aradaki bu devasa uçurum gerçekten sarsıcı.
05:50Kürk bin, evet yazarın devasa puntolarla vurguladığı rakam bu.
05:55Bu sayı o militan liderin kurbanlarını temsil ediyor.
05:58Siyasetçilerin ona yeni bir müzakereci statüsü verme çabasına karşılık yazar çok net bir şey söylüyor.
06:05Türk milleti ona statüsünü çoktan verdi. O bir bebek kartilidir diyor.
06:09Makale bu barış ambalajının altında nelerin unutulmaya yüz tuttuğunu saygıyla bize tekrar hatırlatıyor.
06:16Lojmanda eşi ve çocuğuyla katledilen hamile anneler, köy meydanında babasıyla kurşuna dizilen henüz bir haftalık öğretmenler, o korkunç baş bağlar
06:25katliamı.
06:26Yazar, siyasetçilerin bu gerçek acıları yeni bir süreç adına adeta görmezden geldiğini savunuyor.
06:32Eleştirinin dozu burada tam anlamıyla zirve yapıyor.
06:35Yazar, masada barış müzakeresi yürüten o siyasetçilerin terör yüzünden evlat, eş veya torun kaybetmenin o tarifsiz acısını hayatlarında hiç tatmadıklarını
06:45iddia ediyor.
06:45Haliyle milletin asıl sahipleriyle karar alıcılar arasında asla kapanmayacak derin bir duygusal uçurum olduğunu söylüyor.
06:54Ve bu da bizi yazarın metninden esinlenen o sarsıcı final sorusuna getiriyor.
06:59Siyasetçilerin o süslü kelimelerle adeta bir fareli köyün kavalcısı edasıyla sunduğu ninniler ve pazarlama taktikleri bunca derin travma yaşamış bir
07:08milleti gerçekten uyutabilir mi?
07:10Yaşanan onca gerçek acı sırf yeni ve şık bir isimle pazarlandığı için bir çırpıda unutulup gider mi?
07:17İşte yazarın siyasi anlatıları çözümlediği bu çartıcı makaleyi incelediğimiz bölümümüzün sonuna geldik.
07:22Gördüğünüz gibi siyasi terminolojinin arkasına bakmak bize olaylara dair bambaşka perspektifler sunabiliyor.
07:29Sorgulamaya devam edin bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar