Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 21 saat önce
Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki iki kritik dönüm noktasına dair sert eleştiriler ve derin kuşku barındıran bir bakış açısı sunmaktadır. Yazar, 15 Temmuz darbe girişiminin iktidar tarafından kurgulanan bir proje olduğunu iddia ederek, olayın arka planındaki yanıtsız soruları ve siyasi kazanımları sorgulamaktadır. Metnin ikinci kısmında ise son dönemde gündeme gelen yeni çözüm süreci ve terörle mücadele politikaları, şehitlerin hatırasına bir ihanet olarak nitelendirilerek sertçe yerilmektedir. Resmi söylemlerin aksine, bu olayların ardında yatan siyasi manevraları ve samimiyetsizlikleri ifşa etmeyi amaçlayan bir anlatım dili benimsenmiştir. Özellikle devlet kademelerindeki isimlerin çelişkili ifadelerine dikkat çekilerek, toplumsal hafızanın propaganda ve süslü isimlerle yanıltıldığı savunulmaktadır. Yazar, milliyetçi bir hassasiyetle hem geçmişteki kalkışmanın hem de güncel barış arayışlarının Türkiye'nin gerçek çıkarlarına hizmet etmediğini vurgulamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Harika, hemen bu incelemeye dalalım.
00:02Hani her gün haberlerde duyduğumuz o şatafatlı, akılda kalıcı siyasi sloganlar var ya,
00:07işte bugün yazar Mehmet Özkendirci'nin tam da bu konuyu,
00:11yani Türkiye'deki büyük siyasi olayların nasıl özenle seçilmiş pazarlama isimleriyle paketlendiğini anlattığı çarpıcı makalesini mercek altına alıyoruz.
00:19Baştan belirteyim, biz burada kesinlikle taraf tutmuyoruz, amacımız sadece yazarın kaynak metnini ve iddialarını tarafsızca aktarmak.
00:27Bakalım yazarımız siyasi dili nasıl yapı bozuma uğratmış.
00:31Sürecimizi güzenli tutmak için yazarın üç ana başlığını izleyeceğiz.
00:35Önce siyasi pazarlama ve isimlendirme kavramlarına bakacağız,
00:39ardından bunu 15 Temmuz'daki soru işaretlerini uygulayacağız ve son olarak da yeni barış sürecindeki çelişkileri inceleyeceğiz.
00:47Peki, ilk bölümle, yani siyasi pazarlama ve isimlendirmeyle başlayalım.
00:52Yazarın temel tezi aslında şu sözünde çok net bir şekilde özetleniyor.
00:56Millet olarak pek bir şey yapmasak bile pazarlama alanında ilginç isimler koyma becerimiz tartışılmaz.
01:03Düşünsenize, yazar siyasi gerçeklerin çoğunlukla bu tarz akılda kalıcı,
01:08ustaca tasarlanmış ambalajların arkasına gizlendiğini savunuyor.
01:12Şimdi ikinci vakamıza geçiyoruz.
01:14Yazar on koca yıl geçmesine rağmen resmi anlatıya neden hala derin bir şüpheyle yaklaşıyor.
01:20Hadi yakından bakalım.
01:21Yazar burada oldukça sarsıcı bir iddiayı gündeme getiriyor.
01:24Eski bir iktidar partisi il başkanının canlı yayında sırf askeri vesayeti kaldırmak için
01:30Amerika ve cemaatle birlikte TSK'ya kumpas kurduklarını itiraf ettiğini söylüyor.
01:35Makaleye göre program sunucusu duyduklarına inanamayıp soruyu defalarca tekrarlıyor ama
01:40aldığı o soğukkanlı cevap hiç değişmiyor.
01:43İnanılmaz bir iddia değil mi?
01:44İşte tam bu noktada yazar o geceki istihbarat zafiyetlerini adeta soru yağmuruna tutuyor.
01:51Koskoca milli istihbarat teşkilatı ve askeri istihbarat oradayken bir ülkenin cumhurbaşkanı
01:56böylesine büyük bir darbe girişimini nasıl olur da kendi eniştesinden öğrenir.
02:00Kurumlar o gece neden tamamen devre dışıydı?
02:03Çelişkiler zindiri yazar için bununla da bitmiyor tabii.
02:07O gece güvenlikten sorumlu olan Hakan Fidan ve Hulusi Akar gibi en tepe isimlerin
02:11bu başarısızlıkla ilgili meclise gidip hesap vermek yerine neden daha sonra
02:15Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarına terfi ettirildiklerini soruyor.
02:19Açıkçası yazar burada doğrudan bir ödüllendirme mekanizmasına dikkat çekiyor.
02:23Şüpheciliğin dozu burada bir tık daha artıyor.
02:26Resmi anlatıda meclisin savaş uçaklarıyla bombalandığı söyleniyor biliyorsunuz.
02:30Ancak makale o devasa patlamaların aslında binanın tam içerisinden
02:35yani içeriden patlatılarak gerçekleştiği yönündeki iddiaları masaya yatırıyor.
02:38Tekrar hatırlatayım biz burada sadece yazarın kaynak metninde ortaya attığı soruları inceliyoruz.
02:43Makaleye göre cevapsız kalan devasa bir soru daha var.
02:47Ülke çapında kıyamet koparken, savaş uçakları uçarken,
02:51Cumhurbaşkanlığı külliyesi nasıl oldu da adeta mucizevi bir şekilde tek bir kurşun bile almadı.
02:57Yazar bunun mantıklı bir açıklamasını arıyor.
03:00Ve işin bir de lojistik boyutu var.
03:02Bu kısım gerçekten ilginç.
03:03Yazar olaylar patlak verir vermez, dakikalar içinde o çöp kamyonu barikatlarının,
03:09devasa pankartların ve eş zamanlı cami selalarının nasıl olup da bu kadar kusursuz organize edilebildiğini sorguluyor.
03:15Hani insan ister istemez soruyor.
03:17Bu müthiş hızı sadece ani bir refleksle açıklayabilir miyiz?
03:21Makale burada çok keskin bir zıtlık kuruyor.
03:23Bir tarafta devletin demokrasi ve milli birlik günü olarak paketlediği resmi bir tatil ismi var.
03:30Diğer yanda ise yazar,
03:31Binali Yıldırım'ın gülerek içimize sinmeyen proje dediği iddia edilen o sözleri hatırlatıyor.
03:37Yazar tam da bu ifadeye dayanarak tüm süreci aslında siyasi bir proje olarak okumayı tercih ediyor.
03:43Yazar bu noktada son derece çarpıcı bir kıyaslama yapıyor.
03:46Bu sözde projenin siyasi kaymağını yiyip devletin en üst makamlarına kurulanlar ile ödenen o korkunç insani bedel.
03:55Özellikle köprüde linç edilen alt rütbeli erleri ve sadece tatbikata çıkarıldığını sanan askeri öğrencileri hatırlatarak,
04:02kaybedilen 251 cana çok güçlü bir vurgu yapıyor.
04:06Söylem ve eylem arasındaki uçurumu göstermek için yazar çok spesifik bir örnek veriyor.
04:12Bir tarafta televizyonlarda 15 Temmuz ruhu diye esip gürleyen eski vekil Mehmet Metiner var.
04:18Diğer tarafta ise makaleye göre aynı kişinin yabancı vatandaşlık peşinde koşup en sonunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı olduğu gerçeği.
04:26Makale bu tezatlığı açıkça bir ikiyüzlülük olarak değerlendiriyor.
04:30Yazar bu bölümü kişisel ve biraz da ironik bir anekdotla kapatıyor.
04:34O gece Fethiye'de çay içerken ekrandaki olayları gördüğünde istemsizce dudaklarından darbe değil bir inşaat aleti olan darbeli matkap kelimesinin döküldüğünü
04:44söylüyor.
04:45Yani olayların onda yarattığı ilk hissin gerçek bir askeri darbeden çok kurgulanmış bir senaryo olduğunu böyle ufak bir kelime oyunuyla
04:53aktarıyor.
04:54Peki gelelim üçüncü bölümümüze.
04:56Yazar aynı eleştirel merceği bu kez güncel siyasete yani yeni siyasi barış girişimlerine çeviriyor.
05:04İşte siyasi pazarlama konsepti burada tekrar karşımıza çıkıyor.
05:08Yazar terörsüz Türkiye ifadesini iktidarın piyasaya sürdüğü en yeni ve en süslü pazarlama terimi olarak tanımlıyor.
05:16Üstelik aslında iktidar başı ilk geldiğinde PKK terörünün halihazırda bitme noktasına gelmiş olduğunu özellikle not düşüyor.
05:23Siyasi söylemlerdeki o keskin U dönüşlerine inanamayacaksınız.
05:28Yazar bir yanda dağdaki teröristlerin bırakın yerini ayakkabı numaralarını bile biliyoruz diyen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun iddialı sözlerini
05:37hatırlatıyor.
05:38Diğer yanda ise bugün Devlet Bahçeli'nin bir militan liderini bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne konuşma yapmaya davet etmesi
05:46var.
05:46Aradaki bu devasa uçurum gerçekten sarsıcı.
05:50Kürk bin, evet yazarın devasa puntolarla vurguladığı rakam bu.
05:55Bu sayı o militan liderin kurbanlarını temsil ediyor.
05:58Siyasetçilerin ona yeni bir müzakereci statüsü verme çabasına karşılık yazar çok net bir şey söylüyor.
06:05Türk milleti ona statüsünü çoktan verdi. O bir bebek kartilidir diyor.
06:09Makale bu barış ambalajının altında nelerin unutulmaya yüz tuttuğunu saygıyla bize tekrar hatırlatıyor.
06:16Lojmanda eşi ve çocuğuyla katledilen hamile anneler, köy meydanında babasıyla kurşuna dizilen henüz bir haftalık öğretmenler, o korkunç baş bağlar
06:25katliamı.
06:26Yazar, siyasetçilerin bu gerçek acıları yeni bir süreç adına adeta görmezden geldiğini savunuyor.
06:32Eleştirinin dozu burada tam anlamıyla zirve yapıyor.
06:35Yazar, masada barış müzakeresi yürüten o siyasetçilerin terör yüzünden evlat, eş veya torun kaybetmenin o tarifsiz acısını hayatlarında hiç tatmadıklarını
06:45iddia ediyor.
06:45Haliyle milletin asıl sahipleriyle karar alıcılar arasında asla kapanmayacak derin bir duygusal uçurum olduğunu söylüyor.
06:54Ve bu da bizi yazarın metninden esinlenen o sarsıcı final sorusuna getiriyor.
06:59Siyasetçilerin o süslü kelimelerle adeta bir fareli köyün kavalcısı edasıyla sunduğu ninniler ve pazarlama taktikleri bunca derin travma yaşamış bir
07:08milleti gerçekten uyutabilir mi?
07:10Yaşanan onca gerçek acı sırf yeni ve şık bir isimle pazarlandığı için bir çırpıda unutulup gider mi?
07:17İşte yazarın siyasi anlatıları çözümlediği bu çartıcı makaleyi incelediğimiz bölümümüzün sonuna geldik.
07:22Gördüğünüz gibi siyasi terminolojinin arkasına bakmak bize olaylara dair bambaşka perspektifler sunabiliyor.
07:29Sorgulamaya devam edin bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen