00:00Selamlar, bugün elimizde gerçekten çok çarpıcı, oldukça yüklü ve bir o kadar da kutuplaştırıcı bir metin var.
00:06Mehmet Edip Ören'in kaleme aldığı Gidişat Nereye başlıklı o meşhur siyasi yorumu klinik bir titizlikle masaya yatıracağız.
00:15Biliyorsunuz bu tarz metinler genellikle günlük şikayetlerle başlar ama bir bakmışsınız sizi derin jeopolitik ve milliyetçi argümanların tam ortasına bırakıvermiş.
00:24Bizim de buradaki amacımız taraf tutmak falan değil, tamamen yazarın kendi kelimeleri üzerinden bu siyasi retoriğin adım adım nasıl inşa
00:32edildiğini yapı bozuma uğratmak.
00:34Hazırsanız lafı hiç uzatmadan bu harika analize başlayalım.
00:38Hadi gelin hemen dalalım bu konuya.
00:40Yazar metni aslında oldukça melankolik bir tonla, adeta bir peri masalı metaforuyla giriyor.
00:45Bize o hepimizin bildiği bir varmış bir yokmuş hissini veriyor.
00:48İşin arka planında annesinin vefatının hemen ardından Kastamoru'dan Ankara'ya yaptığı o hüzünlü yolculuk var.
00:55Yani ortada çok kişisel bir kayıp ve yas duygusu var.
00:58Ama yazar ne yapıyor biliyor musunuz?
01:00Bu kişisel hüznü bir anda çok keskin bir manevrayla toplumsal ve siyasi bir eleştiriye dönüştürüyor.
01:06Yas tutan bir evladın yoldaki içsel yolculuğu saniyeler içinde devletin isteyişine kesilen sert bir faturaya evriliyor.
01:12Metin günlük sorunlardan büyük siyasi teorilere çok hızlı atladığı için yazarın argümanlarını nasıl kurguladığını net bir şekilde anlamamız şart.
01:21Bu yüzden analizimizi şu başlıklar üzerinden mantıksal bir sıraya koyduk.
01:25Altyapı ve vergi şikayetleri, demokrasi endişesi, eşit yurttaşlık, dil ve milli kimlik ve yazarın o son uyarısı.
01:32İlk durağımız altyapı ve vergi şikayetleri.
01:35Yazarın o kişisel hüzünden bürokratik öfkeye nasıl geçtiğine birlikte bakalım.
01:40Ve işte bu örnek yazarın ne demek istediğini harika bir şekilde özetliyor.
01:45Ören, Türkiye'deki altyapı çalışmalarını Avrupa'daki sistemle kıyaslıyor.
01:50Düşünseniz de, yazar Avrupa'da yola dökülen malzemenin dev iş makinelerıyla nasıl tıkır tıkır yerleştirildiğini anlatırken,
01:57kendisinin Çankırı çevre yolunda sıcaktan eriyen ziftin içine nasıl saplanıp kaldığından bahsediyor.
02:03Argümanı çok net.
02:04Vatandaş zaten deli gibi vergi ödüyor, üstüne yollarda bir sürü trafik üşüğü bekliyor,
02:08geçiş ücreti ödüyor ama günün sonunda arabasına yapışan o zifti temizlemek yine vatandaşa kalıyor.
02:14Yani devletin kendi yapması gereken işi, vergisini veren vatandaşa yıktığını iddia ediyor.
02:20Yazarın bu konudaki hayal kırıklığı tam da şu iddialı cümlede zirveye ulaşıyor.
02:25Dünyada en çok vergiyi verip, en az ve de en kalitesiz hizmeti alan bir toplumuz.
02:30Ören, vatandaşın en düşük ücretlerle en pahalı gıdaya ulaşmaya çalıştığını,
02:35buna rağmen mevcut yönetime ölene kadar sadık kalmasının beklendiğini söylüyor.
02:40Hatta şu meşhur Avrupa bizi kıskanıyor söylemi var ya, işte ona çok ironik bir yaklaşım getiriyor.
02:45Diyor ki, evet kesinlikle kıskanıyorlar ama bizi değil, Avrupa'nın liderleri Türkiye'deki liderleri kıskanıyor.
02:52Çünkü onca hizmet eksikliğine rağmen iktidarda bu kadar rahat kalabilmelerine resmen inanamıyorlar.
02:58Siziksel altyapıdan yapılan bu sert girişin ardından,
03:01Türkiye'nin demokratik altyapısına yönelik endişelere geçiş yapıyoruz.
03:05Şimdi bir adım ileri gidelim ve bu felaket senaryosunun nasıl adım adım inşa edildiğine bakalım.
03:10Yazarın reis figürü altında ya benimsin ya da kara toprağın mantığıyla işlediğini iddia ettiği sistem tam 3 aşamadan oluşuyor.
03:17Birinci adım, muhalefet belediyeleri bir şekilde iktidara geçiyor veya yöneticileri hapse atılıyor.
03:23İkinci adım, halk bunu görüp, yahu biz seçiyoruz ama adamlar gidiyor seçime ne gerek var ki diyerek umutsuzluğa kapılıyor.
03:30Ve işte final.
03:31Üçüncü adım da artık seçimlerin hiçbir anlamının kalmadığı, tamamen şekilsel, kazananın %90-95 oyla önceden belli olduğu bir yapı ortaya
03:40çıkıyor.
03:40Yazar gelecekteki Türkiye tablosunu somutlaştırmak için dünyadan çok çarpıcı iki örnek seçiyor.
03:46Diyor ki, Türkiye'nin rotası ya Nicarago gibi seçimlerin fiilen sıfırlandığı bir noktaya ya da Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki modele
03:54çıkacak.
03:55Yani sandık kurulacak ama muhalefet zaten oyunu baştan kaybettiği için iktidar hep o ezici çoğunlukla kazanacak.
04:01Hatta durumu Banker Bilov filmindeki gibi gücün hiçbir gerçek demokratik yarış olmadan nesilden nesile devredildiği bir tiyatroya benzetiyor.
04:09Üçüncü bölüm Eşit Yurttaşlık
04:11Burası metnin siyasi tansiyonunun en yüksek olduğu, en kutuplaştırıcı bölüm.
04:16Unutmayın burada yazarın demografik yapıyı kendi milliyetçi penceresinden nasıl okuduğunu klinik bir gözle inceliyoruz.
04:22Öğren burada ideolojik sınırlarını o kadar keskin çiziyor ki adeta siyah ve beyaz var.
04:28Griye yer yok.
04:29Bir yanda kan kardeşleri var.
04:31Çerkezler, boşnaklar ve devlete sadık olduğunu belirttiği Kürt vatandaşlar.
04:36Onlar için canımız feda diyor.
04:38Ama diğer yanda Amerika ve Avrupa tarafından desteklendiğini iddia ettiği tasmaları dışarıda olan terör örgütleri ve onların siyasi uzantılarını konumlandırıyor.
04:48Yazarın buradaki dili gerçekten son derece tavizsiz.
04:51Konu ihanet olduğunda bu kişinin etnik kökeninin bir önemi kalmadığını, hain Türk bile olsa kanının helal olacağını söyleyecek kadar radikal
04:59bir çizgi çekiyor.
05:00Şimdi, asıl ilginç olan nokta şu.
05:03Yazar eşit yurttaşlık taleplerine karşı çıkarken argümanını desteklemek için doğrudan ekonomik ve siyasi sektörel veriler sunuyor.
05:11Kürt kökenli vatandaşların ezildiğine dair o söylemlere karşılık şu tabloyu önümüze koyuyor.
05:16Eğlence sektörü, otel ve turizm yatırımları, devasa hal ve toptancı pazarları, balıkçılık endüstrisi ve hatta meclisteki milletvekillerinin büyük bir çoğunluluğu,
05:26öğren tüm bu alanların zaten hali hazırda Kürt kökenli vatandaşların elinde olduğunu iddia ediyor.
05:32Ve tam da bu noktada yazar, o saydığımız ekonomik tabloyu alıp argümanı 180 derece tersine çeviriyor.
05:39Çok vurucu ve kışkırtıcı bir retorik soru atıyor ortaya, tüm bu sektörler sizin elinizdeyken Türk açılımı ve eşit yurttaşlık istemek
05:46aslında kimin hakkıdır?
05:48Öğrene göre, eğer bir mağduriyet ve hak arayışı olacaksa, bu ekonomik ve siyasi tablo karşısında aslında eşit haklar talep etmesi
05:55gereken kesim etnik Türklerdir.
05:57Böylece azınlıkların hak taleplerini kendi mantığı çerçevesinde tamamen boşa çıkarmaya çalışıyor.
06:03Dördüncü bölümümüz Dil ve Milli Kimlik
06:06Bakalım yazar toprak ve dil meselesini nasıl ele alıyor?
06:10Yazarın buradaki stratejisi gerçekten çok zekice.
06:13Güneydoğudaki şehirlerin aslında kime ait olduğu tartışmasında kendi milliyetçi tezini kanıtlamak için siyasi yelpazenin taban tabana zıt bir ucuna gidiyor.
06:22Gidip eski bir HDP milletvekili olan Altan Tan'ın bir sözünü alıntılıyor.
06:27Altan'ın bu şehirlerin esas sahipleri Türklerdir şeklindeki açıklamasını kullanarak bölgedeki demografik iddiaları bir kalemde siliyor.
06:35Üstelik bir de elektrik kaçakçılığı tartışmalarına değinip devlet bizim elektriğimizi bize satıyor diyenleri açıkça utanmazlıkla suçluyor.
06:43Geldik metnin ana kalbine.
06:45Klasik milliyetçi söylemin en net formunu görüyoruz burada.
06:48Yazar için toprağın aidiyeti, bugün o topraklarda kimin daha kalabalık yaşadığını değil, geçmişte o topraklar için kimin can verdiğine dayanıyor.
06:56Urfa'da, Antep'te, Maraş'ta Kurtuluş Savaşı sırasında akıtılan tonlarca kanı hatırlatıyor ve bir nevi biz bu toprakları kanla aldık kimseye de
07:05buyurun alın demeyiz mesajını veriyor.
07:06Vatan kavramını tamamen tarihi bir fedakarlık ve dökülen kan üzerinden meşrulaştırıyor.
07:12Yani buradaki can alıcı nakta şu, toprak bütünlüğü konusunda zerre taviz vermeyen yazar, konu dil olduğunda da aynı sertliği koruyor.
07:20Kürtçenin resmi dil olması veya eğitim dili olması gibi tartışmaları, 3-5 Kürtçenin soytarılığı gibi son derece ağır ve aşağılayıcı
07:29bir ifade ile kapı dışarı ediyor.
07:31Evinizde, sokakta, çarşıda ne konuşursanız konuşun ama devletin tek dili Türkçedir diyor.
07:36Ve bu argümanını da ta 13. yüzyıla Türkçeyi tek resmi dil ilan eden Karamanoğlu Mehmet Bey'e dayandırıyor.
07:43Ona göre bu mevzu asırlar önce kapanmış, tartışmaya bile açık değil.
07:47Ve işte son bölümümüz, tüm bu yoğun argümanların düğümlendiği yazarın son uyarısı.
07:52Ören metnini adeta kitleleri sarsıp uyandırmayı hedefleyen o çok güçlü meydan okumayla bitiriyor.
07:59Ey koca Türk, devşirmeler seni devşirmeden sen aklını başına devşir.
08:04Bu cümle aslında bütün bir metnin manifestosu.
08:07Yazar, akılsızca veya sadece dini duygularla oy verdiğini düşündüğü o muhafazakar seçmene sesleniyor.
08:14Ülkenin hem dış destekli gruplar hem de bizzat içerideki yöneticiler tarafından devşirildiğini,
08:19yani yavaş yavaş ele geçirildiğini iddia ediyor.
08:22Haliyle vatandaşları bu büyük tehlikeye karşı zihinsel bir direnişe, bir uyanışa davet ediyor.
08:28Evet, analizimizin sonuna geldik.
08:31Bozuk yollardaki o erimiş ziftten başladık.
08:34Orta Asya tipi diktatörlük korkularına,
08:36oradan da etnik kimlik ve dil tartışmalarının o yakıcı zeminine kadar uzanan,
08:40oldukça kışkırtıcı bir metni deşifre ettik.
08:42Şimdi dönüp asıl sormamız gereken, üzerine düşünmemiz gereken şey şu,
08:46tarihi sadece dökülen kan ve ihanetler üzerinden okuyan,
08:49bu kadar kutuplaştırıcı ve köşeli milliyetçi retorikler,
08:53yarının siyasi söylemini ve bizim bir arada yaşama kültürümüzü nasıl şekillendirecek?
08:57Umarım bu klinik analiz, siyasi metinleri okurken,
09:00o satır aralarını çok daha net görmenize yardımcı olmuştur.
09:03Merak etmeye, sorgulamaya ve daha derine bakmaya devam edin.
09:07Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar